Çoğumuz, insanlarla iç içe son derece hareketli yoğun nüfuslu ve modernize şehirlerde yaşıyoruz. Bu saydığımız faktörler olumlu birçok getirisinin yanında  salgın gibi bazı sorunları da beraberinde getirebileceğini hepimiz düşünmüşüzdür.  Peki bu düşündüğümüz durum başımıza geldi herkes evlerine kapanıp hareketli ve modernize yaşama belirsiz bir süre ara verdi. Şimdi ne olacak? Bu yazıda deneyimliyor olduğumuz pandemi zamanında sosyo-psikolojik durumlardan bahsetmek istiyorum


Küresel salgın durumunda, aynı viral hastalık gibi -insandan insana hızla yayılan bireysel ve kolektif etkiler içeren- psikolojinin de kendi salgın doğası vardır. Salgın psikolojisi, en az üç tip psiko-sosyal durum içerir. Bunlardan ilki korku salgınıdır. Korku ve şüphe, hastalığın gerçekliğinden tamamen ayrı olabilir. Örneğin, olay ilk patlak verdiğinde sosyal medyada sokakta bayılan insan fotoğrafı ve bu duruma covid-19’un sebep olduğuna dair haberler vardı. Bazıları doğru olsa da çoğu eski ve konuyla alakası olmayan fotoğraflardı.  Fakat bu süreçte o fotoğrafa maruz kalmak bizi korkuya ve paniğe soktu. İkinci durum ise bir açıklama salgını. Yetkili kişiler hariç bu durumda ‘halimizin’ ne olacağı konusunda bir sürü açıklama, yorum yapıldı fakat bunların kaçı doğruydu? Son durum ise bir eylem salgını veya önerilen eylem. Peki ne yapmalıyız kimi dinlemeliyiz? Yan komşumuz Ayşe teyzeyi mi yoksa karşı komşumuz Cemal amcayı mı? Bu soruları kendinize sorduğunuzu hatırlayın. Bir sonuca ulaşabildiniz mi? Yetkili kişileri dinlemeniz gerektiğini bilseniz bile bu olağanüstü durumda sakin kalamamanız gayet normal.

Kısacası Herkesin derin kişisel panik deneyimi olduğunu  unutmamalıyız. Sosyal etkileşimde bulunduğunuz kişiyi bu durumlara ne kadar az maruz bırakırsak pandemiyi felakete yol açmadan minimum hasarla atlatabiliriz.